Argo Dergi

Sokağın, itilenin, kirli olanın ve dipte kalanların hikayeleriyle “ARGO” dergisi çıktı.
Argo Dergi için yazdığım yazıyı aşağıda okuyabilirsiniz.
Saygılar.

Varoşlar Özgürlüktür!

Malum.
Engelliler.
Kuytu.
Zeki Müren.
Manhattan.
Üç Palmiye.
95.
Şato Manzara.
Asansör….

Peş peşe sıralandığında ortak bir çağrışım yapmayan, birbiriyle alakasız gibi görünen bu isimler, aslında bizim gönüllerimizin Starbucks’ı, Gül Sokağı, Meksika Sokağı..

Mahallede oynayan çocuklar.
Evlerden yükselip sokağa yayılan ayrı ayrı televizyon sesleri.
Yuvarlanan, kırılan bira şişeleri, çakmaklar, kibritler, telefondan veya arabadan yayılan müzik.
Siren sesleri.
Akabinde gelen telsiz anonsları ve açılıp kapanan kapılar.
Yine o üç harf “GBT”…
Kabahatlar Kanunu, ceza.
Muhabbet, sohbet, akrebin yelkovanı kovalaması sabah ezanı…
Her gece ayrı bir karnaval. Her gecenin finalinde yeni bir vukuat.
Sokağın köşesinde bir grup genç bekler her daim.
Mahallelinin ‘bizim çocuklar’ dediği, bölgenin gönüllü muhafızları.
Birçoğu işsiz güçsüztür. Geçmişte aynı köşede bekleyen abilerinin yerini almışlardır.
Racon kesmeyi, dövüşmeyi, burada öğrenirler.
Aşık olup içerler, terk edilip içerler…
Kavga eder, barışır tekrar şişe tokuştururlar…
Huzursuzluk çıkarılacaksa onlar çıkarır, yabancıya lüzum yoktur.

Ya sonrası?
Parmak arası terlik, araya kaçan don gibi insanın ruhuna, bedenine eziyet eden o sabahlar. “Uyan ve işe git diye” emreden o lanet çalar saat.

Sıcaktan bunalıp balkonda uyuyan tayfanın horlama ve osuruk sesleri bozmaktadır içindeki son huzur kırıntısını da. Özgür saatler bitmiştir artık. Başkalarını ürkütse de senin kendini güvende hissettiğin mahalleden sıkıcı iş ortamına taşınma saatleri başlamıştır. Mesai bitene kadar uzak kalınacaktır bu gürültülü, kaotik ama sımsıcak insan kokan bu sokaklardan.

Çağhan G.

Hasta